Wednesday, September 12, 2007

Napoleon Lapathiotis

HAYATI
Bohem Yunan şairi Napoleon Lapathiotis 1888 yılında Atina’da doğdu. Politikacı ve bakanlık yapan bir babanın tek oğluydu. Atina’da hukuk tahsil etti ancak eğilimi edebiyata ve şiireydi. 1907 yılından itibaren şiirleri değişik dergilerde yayınlanmaya başladı.

1912 yılındaki Balkan savaşı sırasında orduya alındı, 1914 yılında tartışma yaratan şiiri Manifesto, Noumas dergisinde; üç yıl sonra önemli bir başka şiiri Kravgi ‘kırılgan’ Rizospastis dergisinde yayınlandı. Babasıyla gittiği Mısır’da tanıştığı Konstantin Kavafis’i kendisine örnek almaya başladı. 1927 yılında Komünizme yakınlık duydu ve Atina Başpiskopos’una yazdığı mektupla kiliseyi terkettiğini duyurdu.

1939 yılında toplu şiirlerinden oluşan ilk kitabı basıldı, yıllardır uyuşturucu kullanan, kurulu düzeni olmayan ve sıradan bir işte çalışmayı reddeden şair yoksulluğun ve depresyonun pençesine düşmüştü. 1944 yılında kendini vurarak intihar etti.

Küçükken evlerini ziyaret eden bir misafir, annesinin onu neden bu kadar çok sevdiğini sorduğunda ‘çünkü ben şair olacağım’ diye cevap verdi. 1909 yılında en iyi arkadaşı Cleon ile beyaz takım elbiseleri , beyaz şapkalarıyla Atina sokaklarını turlayan Lapathiotis eşcinseldi ve bunu saklama gereği hiç duymadı. Babası saygın bir Bakan, en sevdiği yazar Oscar Wilde, en sevdiği şair Konstantin Kavafis, en sevdiği oyuncu Sarah Bernhardt ve en sevdiği faaliyet festivale gitmek olan şair, arkadaşı Cleon’la sokaklarda kırıtırken az sözlü tacize uğramamıştı ama buna çok aldırdığı yoktu. Komünizme çok yakınlık duysa da Komünist parti üyesi olmadı ancak ‘Komünizm bizim en son umudumuz’ demekten de geri kalmadı. O yıllarda yazılan bir kitapta uyuşturucu kullanması. toplum dışı insanlarla takılması, aykırı hayatı ve eşcinselliği ağır olarak eleştirilen şair, burjuva değerlerinin sahte ahlak anlayışını yansıtan bu kitabı ciddiye bile almadığını söyledi.

Bouquet dergisinin editörü Papanicolaou ile yakın bir ilişki yaşadı. Aradığı ve hakettiği şöhreti sağlığında bir türlü elde edemedi. 1944 yılına gelindiğinde fakirlikten yılan Napeleon bohem hayatından da ödün vermiyor, savaş tüm hızıyla devam ederken kim uğraşacak diyerek ekmek karnesi almaya gitmeye bile üşeniyordu, komşuların verdiği makarnayı sokak kedileriyle paylaşan Napoleon yakın dostlarına ‘ artık yolun sonuna geldim, ama ölünce beni hemen gömmeyin bir kaç gün bekleyip öldüğümden emin olun’ dedikten sonra başına dayadığı silahtan çıkan tek kurşunla öldü. Vasiyeti bile onun aslında ölmek istemediğinin, hatta ölümden korktuğunun işaretidir, ama 56 yaşında, fakir ve kimsesiz eşcinsel şair gerçekten yolun sonuna gelmiştir. Arkadaşları vasiyetine uyarlar onu tam üç gün sonra gömerler, aralarında topladıkları üç beş kuruş parayla.

Lapathiotis’in ölümünden sonra Yunanistan tam 30 yıl doğru dürüst demokrasi yüzü görmedi. Albaylar cuntası yüzünden Fransa’da sürgün hayatı yaşayan Pazarları Asla filminin gay iconu Melina Mercourie 1974’ten sonra ülkeye döndü ve 1981 yılında Kültür Bakanı oldu. 2 dönem süren Bakanlığı sırasında Lapathiotis’in yaşadığı evinde bulunduğu efsanevi Victoria semtini koruma altına aldı ve şairin evi bugün eskisinden daha bakımlı bir şekilde ayakta. 1985 yılında Takis Spetsiosis şairin hayatını Meteor ve Gölgeler adlı bir filmle sinemaya aktardı. Dört şiirini Türkçeye çevirdiğim Napoleon Lapathiotis, günümüzde hala çok tanınmıyor ve daha büyük bir ilgiyi hakediyor.
Şiirleri
Ψηλό, λιγνό, τρελλό γιά χάδι,
δουλεύει σ' ένα μαγαζί.
Το πήρα ένα Σαββάτο βράδυκαι
κοιμηθήκαμε μαζί.

Uzun, ince, sıvazlanmaya bayılan,
kullanılır sanayide bir dükkanda,
aldım onu bir cumartesi gecesi eve
ve yattık birlikte.


Avangard şair Napoleon Lapathiotis insanları şaşırtmayı hatta şok etmeyi çok seviyordu, bu yüzden Yunan toplumunun henüz alışık olmadığı liberallikteki şiirleri okuyanları öfkelendiriyordu, bu elbetteki şairin umurunda bile değildi. Yunanca eril, dişil ve nötr üçüncü tekil şahıslara sahip bir dildir, şair yukarıdaki şiirinde eril ya da dişil değil nötr üçüncü şahıs zamirini kullanmış, dolayısıyla sanayide çalışan bir çırakla mı yoksa bir aletle mi yatttığı konusunda belirsizlik yaratmış, aldığı tepkiler üzerine bu şiiri ikinci kez küçük bir değişiklikle yazan şair geri adım atmamış sadece tepki verenlerle dalga geçmiş. Aşağıdaki de şiirin ikinci versiyonu.

Ψηλό, λιγνό, τρελλό γιά χάδι,
δουλεύει σ' ένα μαγαζί.
Το πήρα ένα Σαββάτο βράδυ
/μα δεν πλαγιάσαμε/ μαζί.

Uzun, ince, sıvazlanmaya bayılan,
kullanılır sanayide bir dükkanda,
aldım onu bir cumartesi gecesi eve
ve yatmadık birlikte.

SONBAHAR ŞARKISI

Sonbahar, sevdim seni düşerken yaprakların
ve bırakırken dalları çırılçıplak, kışın soğuk dişlerine,
uçuşurken akşamlar, dallar elma gibi kırmızı,
ve yapayalnız geceler...

ve ben yalnız soruyorum şimdi : hangi kader ve hangi fırtına
süzülürken dipsiz sonsuzluğunda ölümün,
garip bir şekilde ümitsizce getirdi beni sahipsiz
bir dilenci gibi senin avluna....

Akşam yemeği bittiğinde, düştüğünde gece,
sessizce, kitaplar gibi, ışık ölür gökyüzünde
Yükseklerden verilen bir sadakaymış gibi...

Sevdim seni sonbahar, düşerken yaprakların ve
terkederken dalları, yapayalnız her bir gece.
Gerçekten sevdim mi seni? Yoksa sadece titreyişi miydi
yaklaşan soğuk kışın dişlerinin...
RÜYALARDAKİ HAYATIM

Aklımın gecesinde
geçip gidenler yürüyor;
elele yavaşça.
Bazen daire olarak ya da tek sıra halinde;
Tek başlarına ama birlikte,
Bana nedensiz
dünyasız bir mutluluk verircesine!

parmakuçlarında yavaş yavaş,
bana devamlı bakarak,
ve etrafımdaki her şey
gerçekleşiyor kanlı bir festivalmişcesine;
öteki dünyanın festivali
benim derin arzularımın
zevklerim ve ruhumun
iskelet gibi göründüğü.

Bütün çiçekler vazolarda,
ve ışıklar parlıyor...
herşey bana garip geliyor,
ama yine de seviyorum hepsini!
her şey öyle garip ki
yine de seviyorum her şeyi,
hepsi bildiğim bir edayla
hareket ediyorlar!...

Ama ışık yakında yok olacak,
ve aklımın öyle narince sakladığı her şey
duman gibi kaybolacak
bu hayalette, gerçekdışı dünya;
kalbim ve ruhum
tekrar oraya dönecek;
zorbalık ederek bana hatırlatacak
ben ölmedim o kaybolanlarla!...
ESKI ŞARKIMIZ

Duymaya alıştığımız
eski şarkıyı,
şimdi herkes gitmişken
kim söyleyecek?

Kalbim seni sonsuza dek kaybedeli beri
sanmıyordum mümkün olacağını
onu tekrar duymanın
ama hey ! geçen gün –

gün sona ererken, hatırladığım kadarıyla,
tepede acayip bir ay büyümüşken
parlak ve öylesine uzak,
amaçsızca yürüyorken,

Eski bir mahallede
bir kez daha duydum onu
her zaman gittiğimiz yerde !
duyar duymaz hatırladım,

Çok sevdiğim o eski şarkıyı
o zamanlar söylediğimiz o mutlu şarkıya
hiç benzemese de
o tatlı özlem duygusunu
yaymadığı için artık

ama inliyor ve sızlanıyordu
sonsuza kadar kayıp bir ses
hissettiklerimi söyleyemiyorum
onu tekrar duyduğumda
etraf kapkara oldu ve içimde sadece acı

Daha hızlı yürümeye başladım
acı ve ürkütücü gecede
gözlerim toprağa bakarak
sanki sevdiğim bir arkadaşımın öldüğünü görmüş gibi....


Şairin ölene kadar yaşadığı ev Atina’da Victoria semtinde, aynı semtte oturan arkadaşım Panayotis Ioannidis ile renkli bir kimliğe sahip olan bu semti gezme şansım oldu. Etnografya Müzesi ve Teknik Üniversite’nin eski binasının da bulunduğu bu semtte neo klasik tarzda yüzlerce ev ve bina var, hala oldukça marjinal Victoria şimdilerde oldukça gözden düşmüş olsa da yılında 1993 ölen sinema sanatçısı, PASOK milletvekili ve uzun yıllar Kültür Bakanı olan Melina Mercouri sayesinde kurtarılmış. Mercouri’nin himayesinde binalar koruma altına alınmış, yeni bina yapılması yasaklanmış ve eskiler restore edilmeye başlanmış. Duvarları tamamen anarşist sloganlar ve grafiti ile kaplı, bölgenin marjinal sakinleri 1974’de sona eren albaylar cuntasının buradan doğan öğrenci hareketi ile devrildiği gibi nostaljik ama tarihi gerçekliği tartışmalı bir inanca sahipler.

0 comments: